Kişisel Verileri Koruma Kurulu’nun (“Kurul”) 29 Nisan 2026 tarihli ve 2026/921 sayılı “Mesai Takibi Amacıyla Biyometrik Veri İşlenmesi Hakkında İlke Kararı” (“İlke Kararı”), 2 Haziran 2026 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanmıştır. İlke Kararı’na ilişkin detaylı değerlendirmelerimizi 4 Haziran 2026 tarihli bültenimizde paylaşmıştık. Kişisel Verileri Koruma Kurumu (“Kurum”), İlke Kararı’nın yayımlanmasının ardından farklı sektörlerde faaliyet gösteren veri sorumluları tarafından iletilen görüş talepleri üzerine, 27 Ağustos 2026 tarihinde İlke Kararı’na ilişkin bir kamuoyu duyurusu (“Kamuoyu Duyurusu”) yayımlamıştır.

Kamuoyu Duyurusu’nda, uygulamada ortaya çıkan bazı tereddütlere açıklık getirilmekte ve özellikle biyometrik verinin niteliği, mesai takibi amacıyla biyometrik veri işlenmesi ve İlke Kararı’nın kapsamına ilişkin ilave değerlendirmelere yer verilmekte olup, mesai takibi amacıyla biyometrik veri kullanımına ilişkin İlke Kararı’nda benimsenen yaklaşım değiştirilmemekte veya esnetilmemektedir.

Kamuoyu Duyurusu’nda öne çıkan hususlar aşağıda özetlenmiştir:

    • Kurum, ulusal mevzuatta biyometrik veriye ilişkin kapsamlı bir tanım bulunmamakla birlikte, 5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanunu’nun 3’üncü maddesinde biyometrik verinin, elektronik sistemler aracılığıyla kimlik tespiti ve kimlik doğrulaması amacıyla alınan parmak izi, damar izi ve el ayasından elde edilen kişiye özgü veriler olarak tanımlandığını belirtmektedir.
    • Kuruma iletilen görüş taleplerinde, avuç içi taraması veya parmak izi gibi yöntemlerle elde edilen verilerin biyometrik veri olarak değerlendirilmemesi gerektiği ileri sürülmüş olmakla birlikte, Kurum bu verilerin matematiksel bir koda dönüştürülerek veri tabanında saklanmasının biyometrik veri niteliğini ortadan kaldırmadığını belirtmektedir.
    • Mesai takibi amacıyla biyometrik veri işlenmesine ilişkin İlke Kararı’ndaki yaklaşım devam etmektedir. Kamuoyu Duyurusu’nda, yalnızca mesai takibi amacıyla gerçekleştirilen biyometrik veri işleme faaliyetlerinin Kanun’un 6’ncı maddesindeki işleme şartlarından herhangi birine dayanmadığı ve geçerli bir açık rıza bulunsa dahi Kanun’un 4’üncü maddesindeki ölçülülük kriterini karşılamayacağı tekrar belirtilmektedir. Bu nedenle, daha az müdahaleci alternatif yöntemlerin tercih edilmesi gerekmektedir. Buna ilişkin detaylı bilgiye 4 Haziran 2026 tarihli bültenimizden ulaşabilirsiniz.
    • Bununla birlikte, biyometrik veri işlemenin mesai takibinden farklı bir amaca dayanması halinde değerlendirme değişebilmektedir. Kurum, özellikle yüksek güvenlik riski taşıyan alanlarda biyometrik sistemlerin kimlik doğrulama, yetkilendirme veya kritik alanlara erişimin kontrolü gibi çok katmanlı güvenlik süreçlerinin bir parçası haline gelebildiğini Bu tür kullanımların yalnızca gerekli alanlar ve kişilerle sınırlı olması, alternatif yöntemlerin yetersiz kalması ve somut güvenlik ihtiyacıyla ölçülü olması gerekmektedir. 
    • Bu doğrultuda, mesai takibi amacı dışında kalan biyometrik veri işleme faaliyetlerinin hukuka uygunluğu her somut olay özelinde ayrıca değerlendirilmelidir. Kurum, bu faaliyetlerin İlke Kararı kapsamında değerlendirilmeyeceğini; hukuka uygunluğun veri işleme amacı, işin niteliği ve somut olayın özellikleri dikkate alınarak veri sorumluları tarafından değerlendirilmesi gerektiğini belirtmektedir.
    • Kurum ayrıca, Kanun’un 28’inci maddesinin birinci fıkrasının (ç) bendinde millî savunma, millî güvenlik, kamu güvenliği, kamu düzeni veya ekonomik güvenliğin korunmasına yönelik veri işleme faaliyetleri bakımından belirli şartlar altında öngörülen istisnanın biyometrik veri kullanımını sınırsız hale getirmediğini ve bu istisnanın uygulanabilirliğinin de somut olay özelinde değerlendirilmesi gerektiğini belirtmektedir.

Konuya ilişkin detaylı bilgi almak için ekibimiz ile iletişime geçebilirsiniz.

Batuhan Şahmay
Ortak Avukat | batuhan.sahmay@bener.com
Merve Atayurt
Çağla Özyavaş